Ludwig van Beethoven

Tanıştığıma Memnun Oldum: Ludwig van Beethoven

Yıl 2005 ya da 2006 yaz mevsimine yeni girmişiz. O dönemlerin orta düzey sayılabilecek bilgisayarlarından bir tanesini ailem karne hediyesi olarak aldı. Büyük bir merakla bilgisayarı kurcalamaya başladım. Tabi bilgisayar yeni olduğu için evde internet yok. Mevcut windows xp işletim sisteminde oynanabilecek oyun sayısı belli, büyük bir müzik kütüphanesi de yok dinlemek için ama bilgisayar kurulu halde geldiğinde “Sample Music” klasörünün altında sadece 2 adet müzik olduğunu farketmiştim. O müziklerden bir tanesi daha sonradan bağımlısı olarak sürekli dinleyeceğim ve Dünya’da koro halinde en çok seslendirilen senfoni olan Ludwig van Beethoven ‘ın 9.senfonisiydi. Normal uzunluğu yaklaşık 74 dakika olan 9.senfoniyi bilgisayarımda 1 dakika 15 saniye olarak dinleyerek zamanımı geçiriyordum…

Geçen Zaman İçinde…

Her müzik türünü belirli dönemlerde dinlememe rağmen özellikle üniversite yıllarına başladığım dönemde oldukça fazla klasik müzik dinliyordum. Geçen bu kadar zaman içerisinde Ludwig van Beethoven ‘ın çok sayıda sanat eserini daha fazla dinleme imkanım oldu. Dinlediğim eserlerin pek çoğu sinema filmlerinde soundtrack, gittiğim okullarda teneffüs zili olarak kullanılıyordu. Peki bu muhteşem sanat eserlerinin yaratıcısı olan Beethoven’ın hayatı eserleri kadar görkemli ve kusursuza yakın mıydı?

Beethoven Olabilmek

Ludwig van Beethoven ‘ın babası tıpkı kendisi gibi bir müzisyendi ve oğlunun bu konuda oldukça yetenekli olduğunu düşünmekteydi. Bu sebeple Beethoven’ı müziğe yönlendirmişti. Her ne kadar Beethoven’ı müziğe yönlendirse de alkolik olması ve Beethoven’a sık sık şiddet göstermesi oğlunu derinden etkilemişti. Çocukluğunda geçirdiği bu sıkıntılı süreçte sığındığı tek kişi olan annesi, Beethoven henüz 17 yaşındayken hayatını kaybedince geleceğin en önemli bestecisi tamamen tek başına kalmıştı. Ailesinin (2 erkek kardeşi vardır.) sorumluluğunu genç yaşta üstlenmek durumunda kalan Beethoven, 20’li yaşlarının başındayken eğitim almak üzere Mozart’ı da çok fazla etkilemiş olan Franz Joseph Haydn’ın yanına Viyana’ya gider. Hayatının geri kalan kısmını Viyana’da geçirecek olan Beethoven, genç yaşına rağmen Haydn’ın yanında çalışmaya ve üstün yeteneği ile bir çok kişiyi kendisine hayran bırakmaya başlamıştır.

Kariyerine yeni başlamışken ve henüz 26 yaşındayken bazı işitme problemleri yaşadığını farkeder. İki kulağında da uğultu ve çınlama duymaya başlamıştır. Bu durumun geçici olduğuna ve sağlığına yeniden kavuşacağına kendisini inandırmış olsa da 30 yaşına geldiğinde Viyana’dan bir çocukluk arkadaşına yazdığı mektup her şeyi özetlemektedir;

Son 3 yıldır işitmem giderek kötüleşiyor. Bu tuhaf duyma sorunu ile ilgili sana biraz bilgi vermeliyim. Tiyatroda sanatçıları anlamak için orkestraya çok yaklaşmam gerekiyor. Bu mesafeden enstrümanların yüksek notalarını ve şarkıcıların seslerini duymuyorum. Bazen de sessiz konuşan insanları oldukça zor duyuyorum. Duyduğum sesler doğru ancak kelimeler değil. Ve eğer biri bağırırsa, buna dayanamam.

Bu durumun kariyerini bitireceğinden öylesine korkmuştur ki insanları kendisinden olabildiğince uzak tutmaya çalışmıştır. İşitme problemlerinin başladığı dönem ile tamamen işitme yetisini kaybedeceği 1817 yılına kadar olan süreç onun için oldukça zor geçmiş adeta bambaşka bir karaktere bürünmüştür. Oldukça kaba ve asabi halleri ile çevresindekileri kendisinden uzaklaştıran büyük deha kardeşlerine bıraktığı vasiyetinde, adeta o dönemde yaşadıklarını ve yaptıklarının sebebini itiraf etmiştir. Vasiyetinde o dönemlerde bulunduğu ruh halini şöyle anlatmıştır;

Sevgili kardeşlerim Carl ve Johann Beethoven’a, Ey sizler ki beni içi zehir dolu, hınç dolu bir adam sanıyorsunuz, insandan kaçar bir yaratık sanıyorsunuz, bilseniz bana ne büyük haksızlık ediyorsunuz! Bana bu can sıkıcı, kötü görünüşü veren gizli nedenleri bilmiyorsunuz. Çocukluğumun en tatlı yıllarından beri kalbim, ruhum beni iyi duygulara doğru yöneltmiştir; ben daima büyük, yüce işler görmek isteğiyle yanıp tutuşmuşumdur. Düşünün ki, altı yıldan beri, çaresiz bir hastalığa tutulmuş bulunuyorum. Hastalığım hekimlerin bilgisizliği yüzünden büsbütün ağırlaştı. Yıllar geçtikçe, umutlarımın birer birer suya düştüğünü gördüm. Hastalığımı gidermek, hatta hafifletmek şöyle dursun, her gün biraz daha arttığını, umutsuz bir sakatlık haline geldiğini görüyorum. İyi edilebilecek olsa bile, bu iş en aşağı yıllar alacak. Ateşli bir ruhla, duygulu bir yaradılışla dünyaya gelmişim; toplumla sıkı ilişkiler kurmak üzere yaratılmışım.

Öyleyken, ne yazık ki genç yaşta bir köşeye çekilmek, hayatımı yalnızlık, sessizlik içinde geçirmek zorunda kalmış bulunuyorum. Bir ara, içinde bulunduğum durumun yarattığı zorluklara karşı savaşmak istedim. Ne çare ki bu güç, işte gene sakatlığımdan ileri gelen engellerle karşılaştım. Öyleyken, gene de kimseye, “Daha yüksek sesle konuşun, ben sağırım” diyemedim. Herkesten çok bende kusursuz olması gereken bir duyudan yoksun olduğumu nasıl açıkça söyleyebilirdim…

Ben ki vaktiyle pek az sanatkâra nasip olan ince, derin, üstün bir işitme duyum olmasıyla övünürdüm! Hayır, hayır; yapamazdım bunu! Onun için bir köşeye çekildimse bağışlayın beni. Ben de isterdim aranıza katılıp zevkle yaşamayı. İki bakımdan acı çekiyorum: Biri yalnızlık içinde yaşamaktan; biri de bu davranışımın kötüye yorumlandığını görmekten. Bu zavallı artık insanlar arasına karışamaz, onların konuşmalarına, eğlencelerine katılamaz. Tek başına yaşayacaktır, hep tek başına! Bir ihtiyacın baskısı olmadıkça, çekildiğim kuytu köşeden dışarı çıkmıyorum, hayatımı bir mahkum gibi yalnızlık içinde geçiriyorum. Tesadüfen kalabalık arasına düşecek olursam, sağırlığımın sırlarını açığa vuracağım korkusuyla ölüm terleri döküyorum.

Bilgin doktorumun tavsiyesi üzerine, altı aydır kırlık bir yerdeyim. Doktorum bana kulaklarımı yormamamı söylemişti. Onun bu emri benim içinde bulunduğum ruh haline çok iyi uyuyordu. Öyleyken, gene de içimde doğuştan bulunan duyguya, toplumdan zevk alma duygusuna uyarak, bu kararımdan ayrıldığım oldu. Her seferinde de nasıl pişman oldum! Mesela, başkalarının iyice işittikleri bir kaval sesini, çoban türküsünü ben duymuyordum. Bu ne öldürücü bir üzüntü, ne cesaret kırıcı bir umutsuzluktur benim için! Bu gibi olaylar beni derin bir karamsarlığa gömüyordu. Az daha, canıma kıyacaktım. Bu ölüm uçurumuna yuvarlanmaktan beni ancak sanat aşkım kurtardı. Üzerime verilmiş olan görevi yerine getirmeden bu dünyadan ayrılmak bana bir cinayet gibi göründü…

Vasiyetin tamamını okumak için tıklayabilirsiniz.

Dünyanın 2020 yılında yaşadığı felaketlerin ardı arkası kesilmezken kendimizi izole ettiğimiz bu günlerde, senin gibi bir dehanın yaşama arzusu ve hayata bakış açısı beni geleceğe dair umutlu olmaya sürüklüyor.

Bugün senin resmi kayıtlarda öldüğün gün (26 Mart 1827), ölümünün üzerinden tam 193 yıl geçti. Eğer vasiyetinde bahsettiğin gibi işitme kaybının başladığı zamanlarda intihar etseydin sağırlık döneminde bestelediğin ve asla dinleyemediğin 9.senfoni, kısmen duyma yetinin olduğu dönemde bestelediğin 5. ve 7. senfoni olmayacaktı. Ayışığı Sonatı, Fur Elise, Silence ve belki de daha niceleri olmayacaktı. İyi ki yaşadın ve iyi ki vazgeçmedin. Tıpkı Mozart’ın 35 yıllık ömrüne sığdırdığı gibi sende 56 yıllık ömrüne inanılmaz eserler sığdırdın. Aradan binlerce yıl geçse de senin dehan ve sanata olan tutkun her zaman dillerde olacak. Popüler kültür ne kadar güçlü olursa olsun her zaman yarattığın muhteşem senfoniler Dünya’nın dört bir yanında çalınmaya ve söylenmeye devam edecek. Vasiyetinde söylediğin “Üzerime verilmiş olan görevi yerine getirmeden bu dünyadan ayrılmak bana bir cinayet gibi göründü.” cümlesi belki de hayatının özetidir. Sen üzerine düşen görevi muhteşem şekilde yerine getirdin. Umarım yarattığın muhteşem eseri 9.senfoniyi öldüğünde duyabilmişsindir maestro Beethoven.

Ludwig van Beethoven ‘ın Hayatı Hakkında Çekilen Filmler

Immortal Beloved (Ölümsüz Sevgili) : Başrolünde muhteşem bir oyunculuk sergileyen Gary Oldman’ın olduğu filmde, Ludwig van Beethoven ‘ın ölümünün ardından ortaya çıkan bir mektup sonucu yardımcısı Anton Felix Schindler’in mektubun sahibi olan ve Beethoven’ın Ölümsüz Sevgilim dediği kadını araması anlatılmaktadır. Film %70 – %80 oranında gerçek olayları anlatmaktadır. Ancak hala Beethoven’ın kime aşık olduğu ve o mektupları kime yazdığı bilinmemektedir. Yani eğer filmi izlerseniz sonunda göreceğiniz sahne tamamen hayal ürünüdür. Filmden sahne;

Copying Beethoven (Beethoven’ı Anlamak): Başrolünde yine çok başarılı bulduğum bir oyuncu olan Ed Harris’in oynadığı filmde Ludwig van Beethoven ‘ın hayatının son dönemleri ve 9.senfoninin oluşturulma hikayesi anlatılmaktadır. Beethoven 9.senfoniyi hazırladığı dönemde tamamen işitme yetisini kaybetmiştir. Filmdeki konuşma sahneleri tahminimce filme akıcılık kazandırmak için kurgulanmıştır. Filmde kendisine yardım eden Anna Holtz isimli kadın da aslında kurgusal bir karakterdir. Zira 9.senfoni için yazman görevinde 2 erkeğin Beethoven’a yardım ettiği bilinmektedir. Filmden sahne;

NOT: 9.Senfoni’de yer alan “Neşeye Övgü” ya da “Neşeye Ağıt” (Yukarıdaki film alıntısında koro halinde söylenen bölüm) isimli şiir alman şair Schiller’e aittir. Ludwig van Beethoven tarafından 9. senfoninin bitiş bölümü olarak bestelenmiş olan “Neşeye Övgü” adlı müzikal çalışma Avrupa Birliğinin resmi marşı olarak bilinmektedir.

Kardeş olun ey insanlar
Bunu ister tanrımız
Bu dünyada her şey geçer
En son sana dost kalır
İnsanlığa
Doğruluğa
Göğsünü aç korkmadan
Hür doğmuştur insanoğlu
Hür yaşamak hakkıdır…
SCHILLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.