Korona Virüs : Yaptığın ve Yapmadığın İşlerin Bedelini Öderiz!

Uzun zamandır bir deneme yazısı yazmak istememe rağmen tembellikler ve türlü bahaneler ile siteyi epey ihmal ettim. Sitede yayınlamak için listemde oldukça fazla sinema filmi, kitap ve sosyal olay olmasına rağmen şu anda Dünya gündeminin birinci sırasında yer alan Korona Virüs belasıyla (!) ilgili bir yazı yazmak daha iyi olur diye düşündüm. Hadi başlayalım ve biraz değerlendirme yapalım. Bu yazıda yok efendim nereden geldi bu virüs, ne iyi gelir vs. gibi her köşe başında yazılan, anlatılan konulara girmeyeceğim! Ben işin karantina kısmı ve sonrasında yaşanan muhteşem olayları kendi gözlemlerimle anlatmaya çalışacağım.

Giriş: Dünya Sağlık Örgütü ve Korona Virüs Kararı

Tarihler 23 Ocak 2020’yi gösteriyordu. Korona Virüs sadece Çin’in Wuhan şehrindeydi ve Dünya Sağlık Örgütü başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus açıklama yaparak şunları söylüyordu; ” uluslararası kamu sağlığı acil durumu ilan etmek için henüz erken” açıklamanın yapıldığı bu tarihte korona virüs henüz mutasyona uğramamıştı. Yani girmiş olduğu canlı bedende henüz bir değişiklik göstermemişti. Ancak virüs o tarihte (ilk tespit tarihi: 27 Aralık 2019) henüz gelişme aşamasında olduğundan dünyanın önde gelen devletlerindeki sağlık çalışanları kesinlikle mutasyona uğrayacağını ve önlem alınması gerektiğinden yanaydı.

Dünya Sağlık örgütünün bu kararı hayatımda gördüğüm en doğru kararlardan birisi kutlamak istiyorum. Bazılarınız şaka yapıyorum sanacak ancak ben ciddiyim gerçekten çok doğru karar verdiler, gelişme bölümünde anlayacaksınız niye böyle söylediğimi.

Gelişme: Karantina Uygulaması ve Ölüm Oranının Aniden Artması

İnsanoğlundaki genel algı tüm ölümcül hastalıklar, doğal felaketler gibi yıkıcı etkisi olan olaylarda bana bir şey olmaz ya da zaten ölmeyecek miyiz şeklindedir. Ancak aynı canlı türü uçağı türbülansa girince, şiddetli bir gök gürültüsünde ya da evinde klavyesi ve sütlü kahvesi elinde dünyayı kurtarırken aniden gelen 3 sarsıntılı bir depremde bile korkudan ölebilmektedir. Dünyanın neresine giderseniz gidin insanoğlu kadar gamsız, midesiz (anladın sen) canlı bulamazsınız. Bir çoğumuz ülkemizdeki insanlara anlayışsız, ahlaksız ve eğitimsiz diyoruz ki bende bu fikirdeyim. Özellikle ciddiye alınacak konu ile esprisi yapılacak konuları birbirine çok sık karıştırıyoruz son günlerde. Peki biz kendi ülkemiz için bunları söylerken yurtdışında ne gibi olaylar oldu da korona virüs bir anda her yere yayıldı gelin beraber bakalım.

Virüs’ün en çok etkilendiği Avrupa ülkesi olan İtalya’da daha virüs gün yüzüne pek çıkmamış az sayıda insanda görülüyor. İtalyada’ki söz sahibi kişiler ve basının büyük çoğunluğu korkmayın gidin Roma’da kahvenizi için, Venedik’te korona var mı yok mu bilmediğiniz sevgilinizle öpüşün bu tarihi şehrin büyüsüne kendinizi bırakın diyor. İnsanlarda bize bir şey olmaz zaten gidip gezelim diyorlar, sonra virüs hafiften kendisini hissettiriyor ve yayılıyor. Basına sızmaması (!) gereken bir haberde ise İtalya’nın korona virüs’ten en çok etkilenen bölgesi (Lombardiya ve çevresi deniyor) karantinaya alınacak şeklindeki haber her ne hikmetse sosyal medyaya düşüyor. Eee dedim ya insan her yerde aynı diye italyanlarda ne yapıyor. Bavulunu alan bölge değiştirme telaşına giriyor. Bunun sonucunda http://tiny.cc/ipvglz sitesindeki verilere göre İtalya’da korona virüs bulaşan insan sayısı 27.980 ölenleri yazmıyorum her dakika güncelleniyor çünkü.

Dünya’nın onun hatırı için döndüğünü sanan insanoğlunun farklı dil konuşan başka bir versiyonuna bakalım şimdi de aşağıdaki videoda 3500 kadar fransız “Tarihin En Kalabalık Şirinler Buluşması” için yanlış yazmadım ve siz doğru okudunuz. Hani şu mavi küçük karakterlerin olduğu bir halta benzemeyen çizgi film var ya he işte onu yapmak için toplandılar. Amaç guiness rekorlar kitabına girmek gibi bir şeymiş. Sonuç yine yukarıda linkini verdiğim sitedeki verilere göre Fransa’da koronaya yakalanan insan sayısı 6664 ve ülkede ohal ilan edildi. Video şurada;

Bizim coğrafyamızda yer alan İran’da ortadoğu’da korona’dan en çok etkilenen ülke durumunda ancak neden ona bakalım. İran ülkenin konumu ve iş ilişkileri sebebiyle Çin ile epey içli dışlı bir siyaset izliyor. Bir de sürekli öğrenci değişimi söz konusuymuş iki ülke arasında bu bilgiyi de bu yazıyı hazırlarken farklı bir çok kaynaktan okudum. Virüs ilk çıktığında İran ne olacak ya modunda takılıyor ve seçim zamanıymış üstelik. Biliyorsunuz seçimler varsa diğer her şey ikinci plandadır. Seçim zamanı ortalık mahşer yeri gibi oluyor ve haliyle İran’a gelen çinli öğrenciler 1.2 milyon nüfusa sahip Kum şehrinde cirit atıyor. Sonuç bakanların bir çoğunda bile korona tespit ediliyor. Şu anda İran’da 16.169 kişiye korona virüs tespiti konulmuş durumda.

Son çarpıcı olaydan da bahsedelim madem, virüsün çıktığı şehir olan Wuhan Hastanesi Acil Servis Direktörü Ai Fen, 30 Aralık 2019’da korona virüs’ü fark edip rapor ediyor. Ancak yetkililer ‘halkın paniğe kapılacağı’ gerekçesiyle konuşma yasağı getiriyor. İyi ki engel olmuşlar şu an herkes çok sakin neyse ki. Next!

Sonuç Ne? Sana Ben Soruyorum?

Bazılarınız beni gırtlaklayabilir belki ama ben iyi tarafından bakıyorum olaya neden mi? Madde madde sıralayalım.

  • Çin’in nüfusu 1.5 milyar yani dünyanın çeyreği neredeyse, hal böyle olunca çok fazla fabrika çalıştığı için ülkede atık, pislik çıkıyor devamlı ve bu da doğal ortamı çok olumsuz etkiliyor. Ekonomik zararı elbette var ancak fabrikaların bir süre kapalı kalması Dünyanın geleceği için çok daha iyi. Mesela Nasa karantinadan dolayı çin’in uydu görüntüsünü paylaştı ve hava kirliliğinin büyük ölçüde azaldığı gözlemlendi aha da foto.
Korona Virüs

Bu videoda çekilen yer ise İtalya Venedik, karantinadan sonra dibi görünmeyen kanallar berraklaşmış, balıklarla dolmuş, tertemiz hale gelmiş sadece 1-2 hafta içerisinde düşünün.

  • Bir çok ülke halka sokağa çıkma yasağı getirdi. Evden çalışacak olanlar dışındakiler için bulunmaz nimet bu. Mesela okumayı ertelediğin bir çok kitabı okuyabilirsin. Babanın, annenin sevdiği bir çok şeyi öğrenip onları daha iyi tanıyabilirsin. Yemek yapmayı, ütü yapmayı bilmiyorsan öğrenebilirsin. Evde egzersiz yapabilirsin. Online eğitim (udemy, khan academy gibi ücretsiz eğitim veren bir çok site mevcut) alabilirsin. Bu salgından sağ çıkarsam mutlaka yapmam gereken işler listesi diye bir liste hazırlayadabilirsin. Vakti zamanında bir yerde okumuştum. Ölüm korkusu ya da kaybetme korkusu yaşayan insanların hayatta kalma becerisi ve içgüdüsü daha yüksek oluyormuş!
  • Bu olayın en önemli getirilerinden (eğer böyle bir şey mümkünse) birisi de; her insanın yaşam hakkının savunulması gerektiğinin, bizim dışımızdaki insanların ve canlı türlerinin bu dünyadaki yolculuğumuza eşlik ettiğinin anlaşılmasıdır. Starbucks’ta oturup bir kahveye 20 lira veren birisi asla 1 liralık suyu bulamayan afrikalıyı düşünmez. Kışın ortasında en lüks mekanda kayak yapan akşam şarabını yudumlayan birisi, sokakta buz gibi havada yatan hayvanları ve insanları aklının ucuna bile getirmez. Ancak böyle bir hastalık bize yardımsever olmayı, duyarlı olmayı ve zarların bir gün aleyhimize gelebileceğini de öğretebilir. Tam tersi de mümkün elbette, mesela marketleri yağmalatabilir, izdihama yol açabilir, evde kalın denmesine rağmen virüs hiç olmayan yere gidip oraya da virüsü taşımamıza da sebep olabilir. İnsanlar bencildir yaptıkları hataların bedelini sadece kendileri ödemez, belki eşi-çocuğu, belki annesi-babası, belki de en sevdiği çocukluk arkadaşı öder. Virüs olmamasına rağmen şu an dünya’da bu insanlar bu şekilde yardım bekliyor.
Korona Virüs
Korona Virüs
Korona Virüs
Korona Virüs

Ben bu yazıyı duyar kasmak için falan yazmadım. İnsanlardan çoktan ümidimi kestim zaten ancak Dünya muazzam bir yaratılış hikayesine sahip olduğu için verdiği mesajları sert şekilde veriyor.

  • Hayvanları katletmeye devam edersek,
  • İnsanları renklerinden, inançlarından dolayı dışlarsak,
  • Keyfimizin istediği yerdeki ağaçları kesip, gölleri kurutup, orada yaşayan insanları başka bölgelere zorla sürersek,
  • Sırf çöp kovası 5 metre ileride diye elimizdeki sigara izmaritini, çöp poşetini yere atıp aman nasıl olsa toplayan var dersek,
  • En önemlisi bilimin bu kadar geliştiği dünyada bilim yerine safsatalara inanmaya devam edersek doğa kendi kurallarını tekrar koyacaktır. Doğayla savaşılmaz, onunla birlikte yaşanır.

Aşağıda yer alan iki video’dan birincisi Bill Gates’in 2015 yılında yaptığı TedX konuşmasından özetle dediği şudur; “Dünyayı tehdit eden ve toplu ölümlere yol açabilecek asıl sorun nükleer savaşlar değil virüslerdir. Salgınlarla mücadeleye yapılan yatırımın silahlara yapılan yatırımın yanında hiçbir şey olması asıl risktir.”

İkinci videoda ise italya’da yaşayan türk bir akademisyenin konunun ciddiyeti ile ilgili yaptığı konuşması bulunuyor. Düşünün tek başınıza bir hastanede can veriyorsunuz ve sizin tabutunuzu almaya kimse gelemiyor! Ya da siz sevdiğiniz insanların tabutlarını alamıyorsunuz!

Sonuç şudur canım kardeşim şaka yapılan yerde şaka yapılır. Gülünür, eğlenilir ancak durum ciddi Almanya’nın, Amerika’nın acil durum ilan ettiği bir ortamda sen keyfine göre takılamazsın bunu kim yapıyorsa bu ülkenin de Dünya’nın da en büyük düşmanı odur. Ne bizim Almanya ve Amerika gibi bir ekonomimiz ne de Sağlık Sektörümüz var. Hastalık yaşlıları öldürüyor ben gencim diyoruz ama bu virüsü aldığımızda vücudumuza enjekte edilecek ilaç sayısı ve dozu, yaşayacağımız psikolojik bozukluk hakkında hiçbir fikrimiz yok. İlaçlar tahribat bırakır, çünkü etten ve kemikteniz!

Doğal Seleksiyonda (seçilim) her zaman güçlüler hayata tutunur ve zayıflar tarihten silinir. Bu virüs’ün afrikaya yayıldığını düşünün. Dünyada şu anda 3 milyar insanın yaşadığı evde musluk yokmuş. Biz elimizi yıkacak su bulurken, afrikadaki insanlar böcekli su içiyor. Virüs sıçrarsa zaten zor tutundukları hayat onlar için tamamen biter! Kendimiz için yaşamayı bırakmalıyız!

Bana göre Dünya Tarih’inin en iyi konuşmasıyla bu yazıyı noktalıyorum.

Korona Virüs

Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. Eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burası; evimiz… O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün… Şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün… Anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun!

Bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Dünya… Şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. En azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. Evet, ziyaret ediyoruz. Ama henüz yerleşemiyoruz. Beğensek de beğenmesek de, Dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer.

Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük Dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.

Carl Sagan, Soluk Mavi Nokta (Pale Blue Dot), 1994

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.